
Yazarın Adı: ÖZGÜR TUTSAKLAR Hasan KARAPINAR ve Çiğdem ŞENYİĞİT
Yayınevi; Boran Yayınları
Kitabı Okumak için Tıklayınız
Halkın Kütüphanesi için Tıklayınız
ÖNSÖZ
Bu kitapta Anadolu topraklarının emperyalizme nasıl peşkeş çekildiğini, uyuşturucunun kimler eliyle köylerimizde, kasabamızda, ilçemize sokulup yaygınlaştırıldığını okuyacaksınız.
İliç’te yozlaştırma politikası, emperyalist Anagold şirketinin Erzincan-İliç’e gelmesiyle birlikte; köy muhtarının, valinin, kaymakamın, jandarma komutanının, cami hocasının kısacası AKP’nin bütün resmi-gayri resmi tüm kurumları aracılığıyla geliştirilir. Hedef, halkın beynini uyuşturmaktır ki kimse yapılanları sorgulamasın.
Anadolu topraklarının her metrekaresi emperyalizme parsellenmiştir. Halkımız kendi doğup büyüdüğü topraklarda “yabancı” durumuna düşürülmüştür. İnsan kendi topraklarında yabancı olur mu hiç? Olmaz elbet. İşte İliç Avşar köyündeki maden şirketine karşı direnen 70 yaşındaki Şeyho Amca, işbirlikçi muhtara ve Amerikan altın şirketinin baskılarına boyun eğmez, atalarından kendisine miras kalan kerpiç evini terk etmez direnir. Karanlığın içine hapsedilmeyi, yoksullukla teslim alınmayı reddeder. “Belki yangını söndüremem; ama ateşin önünden de kaçmayacağım” diyerek köyün ışığını yakar. O ışık yandığı sürece, umut da hep olacaktır.
Elinizde tuttuğunuz bu kitap da; Anadolu halklarının öfkesinin, tüm karanlıklara rağmen şafakla birlikte adalete doğru yürümenin başlangıcını anlatmaktadır:
“Halkın öfkesi birikiyor ve gücünü Anadolu’nun ortasında karanlığın içindeki kuyuda ışık olan, çatısız; ama yanında yükselen direkle ve direğin ucuna bağlı pervaneyi döndüren halkın dipten gelen öfkesinin rüzgârıyla dönen, bununla damının içi aydınlanan Şeyho ve ona bu ışığı yakanlardır ve şimdi sessizce oturuyorlar. Hepsinin gözleri TV’de kulakları açık, yüreklerinde öfke büyük. Ve ilk domino taşı düştü düşecek diğerlerini de düşürmeye yakın. Bizim hikâyemiz bir halkın adalet isteğinin ta kendisidir ve bu son başlangıca giden ilk adımdır.”4
BU TOPRAKLAR BİZİM
Jack elinde kahvesiyle ofisinden içeri girdi. Bir aydır New York’tan, evinden, yatağından ve ofisinden ayrı kalmıştı. Türkiye’yi il, il gezmişti. Türkiye misafiri çok seviyor ama onun için bu yeterli değildi.
Ofisten içeri girince çalışma arkadaşı Bil’ le karşı karşıya geldi. Hey dostum ne zaman geldin diyerek Jack’ın olduğu yere yöneltti. Dün akşam geldim New York’tan derken tokalaşmak için elini uzattı. Özledik seni. Türkiye gezin nasıl geçti?
Saatine bakan Jack, iyi geçti ama bir saat sonra toplantı var. Ayrıntıları sunumdan sonra konuşuruz diyerek hazırlanmak için masasına oturup bilgisayarını açtı.
Jack hazırmısın, seni bekliyoruz diyen July’nin sesiyle kendine geldi. Saatine baktı bir saat hızla geçmişti. Hızla bilgisayarını ve dosyalarını çantasına koyup, sunum yapacağı toplantı salonuna doğru geçti.
Toplantı salonuna girdiğinde kahve makinesinin başındaki şefi onu görünce sana da bir kahve dolduruyorum dedi. İyi olur çok ihtiyacım var diyerek önündeki ilk sandalyeye oturdu Jack.
Şef kahvesini verdikten sonra yanındaki sandalyeye oturdu. Jack kahvesinden bir yudum aldı. Kahve kupasını ağzına götürdüğü sırada kahveden gelen enfes kokuyu içine çekti. Türkiye’de de hiçbir kahveden bu tadı alamadım diyerek içinden bir yudum daha içti kahveden.
<iframe src="https://drive.google.com/file/d/16EVBt_67CKnrZzKG4AdAktan0PHnVPCG/preview" width="640" height="480"></iframe>

